|
CAMİLER
 |
HABİB
NECCAR CAMİ: Kurtuluş Caddesi ile Kemalpaşa
Caddesi kavşağında bulunan camii, Hz. İsa’nın havarilarine ilk inanan
ve bu uğurda canını veren bir Antakyalı’nın adını taşımaktadır.
Caminin Kuzeydoğu köşesinde 4 metre derinde Habib Neccar türbesi
vardır.
Bu günkü cami
Osmanlı dönemi eseridir. Etrafı medrese odaları ile çevrili cami
avlusundaki şadırvan 19. yüzyıl eseridir. |
ULUCAMİ:
Köprü yakınında bulunan ve yapıldığı dönem itibariyle Antakya’nın en eski
camisi olan Ulu Cami’nin Memlük dönemi eseri olduğu sanılmaktadır.
Kitabesinde Hicri 1117 tarihi bulunmaktadır. Kitabesinden caminin ve
minaresinin çeşitli dönemlerde tamir edildiği anlaşılmaktadır.
ŞEYH AHMET KUSEYRİ CAMİİ VE
TÜRBESİ : Antakya-Yayladağı
güzergahında, Antakya’ya 25 km. uzaklıkta bulunan Şenköy’dedir. Osmanlı
döneminde yaşamış bir veli olan Şeyh Ahmet Kuseyri’nin türbesi ve aynı
avluda bulunan cami 16. yüzyıl eseridir.
 |
SOKULLU
MEHMET PAŞA KÜLLİYESİ :
Payas’tadır. Külliyenin tamamı Sokullu Mehmet Paşa tarafından Mimar
Sinan’a 1574 yılında yaptırılmıştır.
Külliyede bulunan bölümler :
Mutfak, Külliyeye ait iki
çeşme, Kervansaray, Bedesten, Hamam, Sıbyan Mektebi.
Ayrıca külliye
dışında köprü, Cin Kulesi gibi yapılar ve Kubbe Dede Türbesi vardır.
|
KANUNİ SÜLEYMAN HANI :
Belen’dedir. 1549 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır.
Günümüze camii ve hamam faaldir. Han'ın
ise kalıntıları kalmış, kısmen restore
edilmiştir.
|
 |
SU
KANALLARI :
Seleukos ve
Roma dönemlerinde Harbiye çağlayanlarından Antakya’ya su getirmek için
yapılan 10 km. uzunluğundaki kanalların ve köprülerin kalıntılarını
bugün de görmek mümkündür. |
|
Bunların en belirgin
bölümleri Harbiye-Antakya arasındaki kalıntılar ile Antakya’da Devlet
Hastanesi yakınlarında bulunan “Memekli Köprü”dür. |
 |
ÇEŞMELER : Antakya içinde yer yer bazı binaların
bitişiğinde ya da duvarlarına yapışık olarak
yapılmış eski taş çeşmelere rastlanır. Bunlardan bir kısmı 19. yüzyıldan
kalmıştır. Büyük bir kısmı ise 20. yüzyıl başlarında yapılmıştır
ve “Zugaybe Çeşmesi”
adıyla anılırlar. Suyu 1. Dünya Savaşı yıllarında Dursunlu Köyü
yakınlarından imece usulü ile getirilen bu çeşmeler şahıslar tarafından
yaptırılmıştır.
HANLAR VE HAMAMLAR :
Antakya içinde en eski ve sayıca çok olan yapılar hanlar ve hamamlardır.
Bunların hemen hepsi Vakıf eserleridir. Cindi Hamamı (Memluk dönemi), Saka
Hamamı, Meydan Hamamı, Yeni Hamam (Osmanlı dönemi) halen çalışan tarihi
hamamlar ve Kurşunlu Han, Sokullu Hanı (Saka hamamı yanındadır ve 18.
yüzyıldan itibaren Sabunhane olarak kullanılmıştır.) dönemlerinin nadide
birer eseri olan hanlardır. Sokullu Bedesteni de kısmen ayaktadır (Ulucami
yanında)
 |
HATAY ARKEOLOJİ
MÜZESİ
Hatay’da ilk bilimsel kazı
çalışmaları 1932 yılında başlamıştır. Çalışmaların ilk yıllarında
çeşitli ve kıymeti büyük olan tarihi eserlere rastlanması bir müze
kurulması fikrini doğurmuştur. O yıllarda Fransız idaresinde bulunan
Hatay’da M.Mişel Booşer tarafından hazırlanan bir proje ile çıkan
eserlere göre bir müze hazırlanmıştır. 1939 yılında tamamlanan müzede
3 ayrı bilim heyetinin yaptığı hafriyatlar sonucunda çıkan eserler
toplanmıştır. Bunlar ; |
1-
Chicago Oriental
Institute
1933-1938 yılları arasında Amik Ovası'nda
Cüdeyde,Dehep, Çatalhöyük ve
Tainat’ta çalışmıştır.
2-
British
Museum adına Sir Leonard Wolley 1936’da Samandağ El Mina mevkiinde
1937’den 1948 senesine kadar
aralıklarla Atçana höyüğünde hafriyat yapmışlardır.
3-
Princeton
Üniversitesi de Antakya civarında araştırma kazıları yapmışlardır. Müzenin
esas zenginliği
temin eden mozaikleri
çıkaran bu heyettir.
Müze 23
Temmuz 1948’de Hatay’ın kurtuluş bayramında ziyarete açılmıştır.
1974 yılında
Müzeye yeni salonlar eklenmiştir. Müze yöredeki kazılardan elde
edilen çeşitli tarihi
eserlerin yanında Dünyanın 2. Büyük Mozaik Müzesidir.
Müzede ; 18.100 parça
Arkeolojik eser, 1.050 etnografik eser, 13.820 sikke, 1.347 mühür olmak
üzere toplam 34.317 eser bulunmaktadır.
Müzedeki Mozaikler 2. ve
5.yy'lar arası Roma ve Bizans dönemlerini kapsayıp, mitolojik olaylar ve
kişiler sembolize edilmektedir.
 |
Antakya
Lahiti :
Antakya Lahiti,
arkeoloji literatüründe “Sidemara Tipi” olarak adlandırılan lahit
grubuna girer. “Sidemara”, Konya Ereğlisi sınırlarındaki Ambararası
Köyü’nün antik dönemdeki adıdır. İlk kez buradan çıkarılan bir lahit,
bu gruba adını vermiştir. Lahidin yapıldığı mermerin Afyon yöresinden
Synnada (Şuhut) ve Dokimeion (İscehisar) mermer yataklarından
çıkarılmış olduğu saptanmıştır. Bu nedenle lahidin Afyon yöresindeki
mermer atölyelerinden birinde yapıldığı düşünülmektedir.
Sidemara Tipi
lahitler, Roma Dönemi’nde moda olmuş, Anadolu’nun birçok yöresinde
kullanılmıştır. Bu tip lahit örnekleri İstanbul, Konya ve Ankara
Müzelerinde bulunmaktadır. |
Sanduka
ve kapaktan oluşan lahit, Antakya Merkez, Harbiye Caddesi, Kışlasaray
Mahallesi, 487 parseldeki sit sahası içinde bir temel hafriyatı sırasında
bulunmuştur. Sandukanın uzunluğu 247 cm., genişliği 122 cm., yüksekliği 120
cm.’dir.
Lahit
içinde Alpin ırkından olduğu anlaşılan biri erkek, ikisi kadın olmak üzere 3
erişkin iskeleti ile bazı küçük buluntular ele
geçirilmiştir. Atölyelerde
heykeltraşlar lahitleri kendi istekleri doğrultusunda ve belli şablonlar
kullanarak mitolojik motiflerle süslemişlerdir.
Sanduka iki dar, iki geniş cephesi ile kapak, heykeltraşlık
eserleri ile bezenmiştir. Lahitteki tüm figürlerin arka formunu oluşturan ve
kompozisyonun simetrisini sağlayan aedicula’lar, mimari süslemeler, burmalı
sütunlar bu tür lahitlerin tarihlendirilmesinde önemli bir ipucu verir.
Lahit, stil özellikleri ve lahit içerisindeki sikkeler yoluyla İ.S. III.
yüzyılın ortalarına tarihlendirilmiştir.
 |
Barlaam Manastırı :Yayladağı
ilçesi Keldağ üzerindedir.
Keldağ hem Seleukos döneminde, hem de Roma döneminde
kutsal yerlerden biriydi. O dönemlerde burada bir Dorik tapınak vardı.
(M.Ö. 3. yüzyıl). M. S. 4. yüzyılda St. Barlaam buraya gelerek Zeus
Heykelini yıkmış ve bir keşişler topluluğu oluşturmuştur. 6. Yüzyıl
başlarında Manastırın güneydoğu köşesinde bir kilise yapılmış, 526
depreminde bu kilise yıkılmıştır. 960-1050 arasında yeniden yapılan
Manastır 1268 yılına kadar faaliyetini sürdürmüş, daha sonra terk
edilmiştir.
|
| |
|
|
|
 |
St.
Simeon Stilit Manastırı :
Milattan sonra 6. yüzyılda yapılan bu Manastır Antakya’lı St.
Simeon’un bir sütun üzerinde 40 yıl yaşadığı yer olarak ün yapmıştır.
Antakya-Samandağ yolu ile Asi Irmağı üzerinde bulunan manastır
kalıntılarına, Değirmenbaşı Beldesi'nden
ayrılan bir yoldan gidilir. Yol Manastır kalıntılarına kadar ulaşır.
Bu kalıntılar, Aknehir Beldesi sınırları içinde 479 m. yüksekliğindeki
bir tepe üzerindedir. |
|
St. Simeon Manastırı, kısmen sağlam oyulmuş kayalardan
dik açılı duvarlarla kuşatılmıştır. Manastırın sekizgen merkezi
etrafında 3 kilise ile bazı yapılar ve St. Simeon sütunu
bulunmaktadır. 3 giriş kapısı vardır. Doğu batı ekseni bir haç
şeklindedir.
St. Simeon Stilite ömrünün 45
yılını bir sütunun tepesinde yaptırdığı örtülü ve korunaklı bölümde
geçirmiş ve bu süre Guinnes Rekorlar Kitabı'nda yer almıştır.
|
 |
Kızlar Sarayı (Kasr
El Banet) |
Reyhanlı-Halep asfaltı üzerinde (tampon bölgede)
bulunmaktadır. Bu sarayın bölgeyi kontrol altında tutan bir merkez olduğu ve
Bizans devrine ait olduğu sanılmaktadır. Saray girişine iki taraflı kesme
iri blok taşlardan oluşan bir geçitten girilmektedir. Giriş kısmı
yıkılmıştır. Orta kısmında yüksek kare planlı bir kule bulunmaktadır. Kule
yıkılmaya yüz tutmuştur. Kulenin kuzey tarafında çeşitli oda kalıntılarına
rastlanılmıştır. Bu odalarının sarayı koruyan askerler tarafından
kullanıldığı düşünülmektedir. Kulenin doğu tarafında nişler içerisine
yerleştirilmiş 8 adet sonradan tahrip edilmiş mezar kısımları ile su deposu
alanı mevcuttur. Bu kısmın örtü sisteminin düz dam olduğu taşlar üzerindeki
ahşap atıl deliklerinden anlaşılmaktadır. Kulenin güney tarafında kilise
kalıntısına rastlanmıştır.
Kızlar Sarayının bütününde malzeme
olarak kesme büyük blok taşlar kullanılmıştır. Ayrıca mezarlık kapısı
girişinde bir Latin haçı ile rozet motifi yer almaktadır. Kilisenin güney
cephesindeki kapı üzerinde alçak kabartma halinde akanthos yaprağı motifi
vardır.
 |
Harbiye (Daphne) Tarihçesi
Hatay’ın çağlayanlar bölgesi olan Harbiye, 6 km.’lik
bir yolla Antakya’ya bağlanır. Şelaleleri ile çok serin olduğundan
yerli ve yabancı turistlerin ziyaret ettiği bir mesire yeridir.
Platonun güneyinden fışkıran kaynaklar, çeşitli şelaleleri meydana
getirdikten sonra Asi Nehrine
karışırlar. Bu şelalelerin Antik çağdaki isimleri Kastalia, Pallas ve
Saramanna’dır.
Harbiye’de yapılan arkeolojik
araştırmalardan anlaşılacağı üzere, kazı neticesinde elde edilen
buluntulardan M.Ö. 4500-3000 tarihinden itibaren yerleşim yeri olarak
kullanıldığı bilinmektedir. |
Hellenistik ve Roma devrinde zengin halk kesimi, Antik
çağda da bir mesire yeri olarak kullanılabilmesi için büyük malikaneler ve
villalar yaptırmışlardır. Makedonya Kralı büyük İskender’in generallerinden
I. Seleucus Nikator Antakya’yı
kurarken burayı da imar etmeyi ihmal etmemiştir.
Asıl gelişme
Helenistik devri krallarından Antiochus Epiphanos zamanında olmuştur. Bu
devirde Apollon mabedi inşaa edilmiştir.
Roma
çağında ilk önce İmparator Pompeus imara başlamış daha sonra diğer
imparatorlar tarafından hamamlar, büyük villalar inşaa edilmiştir.
Antik çağda
bütün Yakındoğu’da Apollo adına düzenlenen yarışlar ve oyunlarla ün kazanan
bu yer 1268’de Memlukluların eline geçtikten sonra bir daha eski parlak
dönemine erişememiştir.
|
Çevlik (Seleukeia Pieria)’nin tarihçesi :
Antakya’nın 35 km batısında, Musa Dağı'nın
güneyinde kurulmuş antik şehirdir. Bu bölgede ilk iskan M.Ö. 4500
yıllarına kadar iner. Bütün dünyaca bilinen
tarihi Seleukoslarla başlar. Büyük İskender'in
ölümünden sonra generalleri arasında paylaşılan ve burayı da içine
alan topraklar generallerinden Seleucus’a kalır. |
 |
|
Çevlik'ten Bir
Görünüm |
Seleukoslar merkezleri Babil olmasına rağmen buradan
Akdeniz’e hükmetmek istiyorlardı. Bunun güçlüğünü anlayan İmparator önce
burayı devletinin başkenti yapmayı düşündü. Ancak her an denizden saldırıya
uğraması mümkün ve savunması güç olan bu şehri başkent yapmaktan vazgeçerek
Antakya’ya yöneldi.
Roma egemenliğine
geçtiğinde de önemi daha da artmıştır. Daha sonra Bizans hakimiyetine
geçmiştir. Bu dönemde liman eski önemini kaybetmiştir.
Seleukeia Pieria şehri
aşağı ve yukarı şehir olmak üzere iki kısımdan kurulmuştur. Yukarı şehir
deniz seviyesinden 300 metredir. Burada büyük malikaneler, mabetler ve resmi
binalar bulunmaktadır. Aşağı şehir liman ve çevresinde kurulmuştur. Aynı
zamanda burada büyük bir hamam ve küçük bir tiyatro bulunmaktadır.
Şehrin ÇARŞI’ı ve
EL-MİNA ismini taşıyan iki kapısı bulunmaktadır.
Şehrin tamamı bir surla çevrilidir.
Buluntular:
1-Titus Vespasianus Tüneli
2-Beşikli Mağara
3-Dor Mabedi
|
Titus Vespasianus Tüneli : Seleukeia
Pieria antik kentininin aşağı şehir kısmında bulanan tünel İ.Ö. I.
yüzyılda yapılmıştır.
Samandağ en
canlı günlerinde dağlardan inerek yaşamı tehdit eden sel ve
taşkınlarla baş etmek durumundaydı. Nitekim akıntıların
sürüklediği toprak limanı kullanılmaz duruma getirmişti. Bunun
üzerine Roma imparatoru Vespasianus şehrin etrafını dolanacak,
böylece akıntıların yönünü değiştirecek bir tünelin yapımını
emretti. İnşaat İ.S. 69 da
başladı, İ.S. 81 yılında halefi ve oğlu Titus tarafından
bitirildi. Tümüyle dağ içine oyulan tünel 1380 m. uzunluğunda, 7
m. yüksekliğinde, 6 m. genişliğindedir.
Tünelin
her iki ucunda Vespasianus’a ait kitabe bulunmaktadır.
|
 |
|
Titus Vespasianus Tüneli |
|
Kaya Mezarı ve Beşikli Mağara:
Titus tünelininin yakınındadır. Yolu tünelin
girişinden ayrılır. Geniş alana yayılan mezarlık, kayalık
yamaçlara oyularak yapılmıştır. Mezarlarda Romalılara ait 12 adet
Kral mezarı bulunmuştur.
Kral ailesine ait mezarların yanı sıra halka ait
olanlarda vardır. Nekrepolun hemen yukarısında o dönemde resmi
daire olarak kullanılan çalışma odalarının kalıntıları mevcuttur.
|
 |
Dor Mabedi :
Tümüyle beyaz mermerden yapılan mabedin kalıtları
Kapısuyu Köyü’ne giden yolun 2.
km.’sinde bulunur.
Bir
zamanlar Seleukeia kentinin merkezinde yer almış, kral mabedi olarak tüm
şehri görecek şekilde inşaa edilmiştir. Tapınaktan geriye sütun
parçaları, başlıklar mermer altlıklar, büyük temel taşları kalmıştır.
|
Aççana (Alalah) Hitit Saray Harebesi :
Antakya - Reyhanlı Karayolunun 22. Km.’sinde yolun sağında yer almaktadır.
M.Ö. 19 ve 15. yüzyıllara ait iki saray kalıntısı mevcuttur. Aççana Höyüğü
Antik (Alalah) şehrinin kalıntısıdır. İlk iskan M.Ö. 3400 yılında
başlamıştır. Mısırlılar, Mitaniler, Mezopatomya devletleri ve Etiler gibi
kavimlerinin de yerleşim alanı olarak kullandığı
17 yerleşme tabakası mevcuttur. 4. 7. tabakalarında büyük saraylar vardır.
En eski saray 7. Tabakalarda Babil Kralı Hammurabi ile çağdaş Yamhat ve
Hitit Prensi Yarım-Lim tarafından inşaa edilmiş olanıdır. Bu saray M.Ö. 18.
Yüzyıla aittir.
M.Ö. 15. yüzyıla ait 4.
tabaka sarayı bu sarayın hemen bitişiğindedir. Kral Nigme-
Pa’ya Aittir.
Saraylar taş temeller üzerine kerpiçle inşaa edilmiş olup daireler bir iç
avlunun etrafında sıralanan mekanlar dizini halindedir.
 |
İssos Harabeleri :
Erzin ilçesi sınırları içinde Adana yolu ile deniz arasında Seleukos
döneminden Epiphania kentine ait olan ve “İssos Harabeleri” olarak
bilinen su kemerlerinin kalıntılarıdır.
|
Danaahmetli
Köprüsü : Kırıkhan
Ovasında, Karasu Nehri üzerinde 6 gözlü bir taş köprüdür. Köprünün 16.
yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır.
 |
Demirköprü:Antakya-Reyhanlı
yolunun 20. Kilometresinde aynı adla anılan köyde,
Asi Nehri
üzerinde bulunan bu taş köprü
yıkılan Antakya köprüsünün bir benzeridir. Ortaçağda bu köprü bölgenin
en önemli geçitlerinden ve Antakya’nın savunmasında büyük rol oynayan
yerlerden biriydi. |
Köprünün iki ucunda da
kuleler ve kapılar vardı. Osmanlı döneminde burada derbent teşkilatı vardı
ve geçiş ücretliydi. Kuleler 1837 yılında depremde yıkılmıştır. Köprü halen
sağlamdır.
KALELER
 |
Koz
Kalesi (Kürşat Kalesi) :
Aynı adla anılan köyün yakınındadır. Eski çağlarda kullanılan ve
Altınözü tarafından gelip Harbiye’den geçerek Antakya’ya giren Kuseyr
yolu üzerindedir. Bu kalenin Antakya’nın güney bölgesini emniyet
altına almak amcıyla Antakya Prensliği döneminde yapıldığı
sanılmaktadır. Antakya Latin Patriğinin
de ikamet ettiği yer olan kale, 1268
yılında Baybars tarafından kuşatma sonucunda teslim alındı. Bir tepeyi
içine alacak şekilde yapılan kalenin sadece büyük blok taşlarla inşa
edilmiş olan yarım daire şeklindeki iki burcu ayakta olup, diğer
kısımları harap ve belirsiz durumdadır. |
 |
Bakras
Kalesi : Aynı adla anılan
köyün hemen üst tarafındadır. Köyün yolu Antakya-İskenderun yolunun
27. Km.’sinden ayrılır. Yolun batısında, dağların arasında sarp bir
tepe üzerine yapılmıştır. Strabon’un bu kaleden bahsettiğine
bakılırsa, tarihi çok eski olmalıdır. Kale önceleri Belen geçidinin
girişini, Antakya kurulduktan sonra ise Seleukos başkentini koruma
gayesine hizmet etti. Haçlılar döneminde de, Antakya Prensliği’nin
kuzeyde en önemli savunma noktasıydı. |
|
Birkaç
defa el değiştirdikten sonra Templier Şövalyeleri’nin eline geçen kale
1268 yılında Baybars tarafından kuşatılarak zaptedildi. Birkaç katlı
ve bir alay askeri barındıracak büyüklükte olan kale genel olarak
harap olmaya yüz tutmuş olmakla birlikte, birçok mekanları sağlam
durmaktadır. |
Karamurt
Hanı : Antakya-İskenderun
yolunu Bakras’a bağlayan yolun ortasına rastlar. Osmanlı döneminde
kullanılan anayol üzerindedir. Kanuni Sultan Süleyman Belen’le birlikte
burada da bir han yaptırmıştı. Zamanla bu han harap oldu. 1704 yılında
enişte Hasan Paşa aynı yerde büyük bir han yaptırdı, derbent teşkilatı
kurdurdu. Hanın yaşaması için kendi adına bir de vakıf oluşturdu. Bu handan
günümüze sadece birkaç duvar kalmıştır. Han yakınındaki tek gözlü köprü ise
halen kullanılmaktadır.
 |
Payas Kalesi
Payas’ta Sokullu Külliyesi'nin
batısındadır. Burada
eskiden harap bir kale vardı. Sahilde inşa edilen Payas Limanı ile
tersanenin güvenliği için 1567 yılında kale ve hendeği tamamen
sökülerek yeniden yapıldı, yapımı 1571 yılında tamamlandı. Son yüzyıl
içinde hapishane olarak kullanıldı. |
 |
Cin Kulesi
Kale
ile liman arasında, hemen aşağıdaki limanı korumak için 1577 yılında
inşa edilmiştir. Eskiden “İskele Kalesi” adıyla anılan bu yapı 360
derecelik görüş alanına sahip bir karakol kulesidir.
|
Sarıseki Kalesi :
İskenderun - Payas arasında eski anayol güzergahı üzerindedir. Hellenistik
dönemde veya Haçlılar döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Harap haldeki
kalenin Yavuz Sultan Selim döneminde yeniden yapımına başlandı, ancak
Kanuni Sultan Süleyman döneminde tamamlanabildi. Kısmen ayakta olan kale
halen askeri bölge içindedir.
Şalan Kale :
Nur (Amanos) Dağları üzerinden aşarak İskenderun Körfezi ile Kırıkhan
Ovasını birbirine bağlayan eski dağ yolu üzerinde, Değirmendere yakınlarında
sarp bir tepe üzerindedir. Harap halde ve sadece birkaç duvarı ayakta olan
kalenin Haçlılar dönemine ait olduğu ve yolun güvenliği için yapıldığı
sanılmaktadır. Kaalee Şuğlan, Çivlan, Şıvlan gibi adlarla da anılır.
 |
Darbısak Kalesi ve Bayezid Bestami Makamı :
Kırıkhan’ın kuzeyinde Alaybeyli
Köyü’nün hemen önünde bir tepe üzerindedir. Bu kale Antakya Haçlı
Prensliği döneminde yörenin önemli kalelerinden biri idi.
Hem İskenderun Körfezinden gelen dağ yolunun doğu
girişinin, hem de Belen geçidini kuzey girişinden
güvenliğini sağlıyordu. |
1268’de Baybars
tarafından alındıktan sonra önemini yitiren Kale uzun süre terk
edilmiş halde kalmış, 19. yüzyıl sonlarında burada
Karamürselzade Mustafa Şevki Paşa tarafından İslam evliyalarından
Bayezid Bestami adına bir cami ve
ziyaret yeri yaptırılmıştır. Kalenin bazı bölümleri kısmen ayaktadır. Cami
ve Bayezid Bestami’nin makamı her yıl binlerce ziyaretçi tarafından ziyaret
edilir.
|